Efendimiz müminleri motive ediyor. Yüce Rabbin müminlere olan imdadının büyüklüğünün kafi geldiğini beyan ediyor. Bu beyanı da Yüce Mevla tasdik edip ilan ediyor.
Müminler de buna karşılık 'Hasbünallahi ve nime'l vekil-Allah bize yeter, O ne güzel vekildir' diye tasdik ediyorlar. Bu imdat Bedir'de tezahür edip üç bin melek yardıma geliyor. Mümin vefat ederken bu melekler müjde verip, 'Biz sizin dünyada da ahirette de dostunuzuz' (Fussilet, 31) diyorlar.
Bu ne güzellik, bu ne ihtişam! Samimi müminin şanı ne de yüksek! Canıyla, malıyla, bütün kalbiyle ilây-ı kelimatullah için feday-ı can ediyor. Haliyle, kaliyle sanki şöyle haykırıyor:
Hakperestim arz-ı ihlas ettiğim dergah bir
Bir dakika tevhidden ayrılmadım, Allah bir!
Şu bir gerçektir ki; savaşta başarı kazanmak için maneviyatın rolü dörtte üç, maddi gücün etkisi ise ancak dörtte birdir. Efendimizin yetiştirdiği şanlı sahabilerin Uhud müstesna bütün savaşlarda maneviyatlarından çok etkili güç aldıklarını görmekteyiz. Uhud'da itaatsizliğin neticesi bir yenilgi olsa da alınan ders ve tecrübelerden dolayı diğer savaşların zaferlerine temel atılmış oldu.
Rabbinizin üç bin melekle desteklemesi yetmez mi?
Kifayet, yeterlilik, uygunsuzluğun olmaması, açığın kapanması, emir ile kıyam etmek demektir. Yeterli olmak, zenginlikten bir aşağı mertebededir; ihtiyacın karşılanması seviyesidir. "Size yetmez mi" yani; ihtiyacınızı karşılamaz mı?
'İmdad' bir şeyi peyderpey vermektir.
'İndirilen üç bin melekle Rabbinizin size yardım elini uzatması, size kâfi gelmeyecek mi' sözü, onların kalblerine neşe ve sevinç vermek, mutmain etmek, her çeşit korku ve endişeden arındırarak rahata kavuşturmak ve savaştan çekinmelerini önlemek gayesine matuftur. Bu sözler mü'minler için bir müjdedir. Çünkü bu soru, inkari istifhamdır, bu miktarla kifayet ve imdad'ın olmayacağını inkar etmektedir. Yani yardım için üç bin kişinin yeterli olduğunu beyan eder.
Yüce Allah, darda kaldıklarında mü'minlere yardımını göndermektedir. Eğer Allah'ın yardımı melek gönderme şeklinde tecelli ederse mü'minlere yardım için melekleri gönderir. Beşer kendine düşeni yapar, imkân sınırının son noktasına gelirse, Allah da kendine lâyık olanı yapar, irâdesi inâyetiyle tecelli eder.
İşte gerek Bedir savaşı, gerekse Uhud savaşı bu ilâhî sünneti en açık yansıtan iki önemli olaydır. Kuvvetler arasındaki dengesizlik ve Efendimizin geriye başka imkân bırakmayıp sınıra kadar gelmesi, artık ilâhî yardım ve imdat kapısının açılmasına yeterli sebep teşkil ediyordu. 3000 meleğin imdada sunulmasının bir nedeni de budur.
Uhud savaşında da içleri dışlarına uymayan ikiyüzlü münafıklardan 300 kişinin savaşmayıp geri çekilmesi kuvvet dengesini daha çok bozmuştu. İmkân sınırının son noktasında bulunan Cihan Peygamberi, Allah'ın yüce irâde ve imdadını dileyerek savaşa başlamış, tam zafer elde edilirken verilen emre aykırı hareket edenler yüzünden, araya nefs ve gaflet girmişti. İlâhî kanunların tecelli sebeplerini çok iyi bilen Efendimiz yeniden imkânları birleştirerek Allah'ın irâde ve inayet kapısına doğru ulaşmaya çalıştı. Bir kez daha imkân sınırının son noktasına kendini ve arkadaşlarını getirdi. Ama bu arada hayli sıkıntılara uğradılar.
Allahu Teala ayet-i kerimelerde ordulardan bahsetmektedir:
'Ve Rabbinin ordularını kendinden başka kimse bilemez.' (Müddessir, 31)
'Ve ondan sonra biz kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik ve indirecek de değildik.' (Yasin, 28)
'Göklerin ve yerin bütün orduları Allah'a aittir.' (Fetih, 7)
Bu ayetten, yerde olduğu gibi, gökte de canlıların bulunduğu anlaşılmaktadır. Yüce Allah onları da asker olarak istihdam etmektedir. İşte müslümanlara yardım için Bedir savaşında göndermiş olduğu melekler, gökten gelen askerlerdir.
Nebinin nuru, müminler şeytanla savaşıp nefisle mücahede ederken, devamlı onların ruhunu takip eder. Üç bin melek, ruhani, melekûti ordulara işaret eder. Bunlar hislerle idrak edilmez.
Hz. Ali olayı şöyle anlatır: Bedir gününde ordunun ortasında bulunuyordum. Bir ara daha önce benzerini görmediğim şiddetli bir rüzgar esti, az sonra yine aynı ölçüde ikinci ve sonra üçüncü birer rüzgâr daha esti. Birinci rüzgar Cebrail'in bin melekle inerek Resûlullah'ın yanında yer almasıydı. İkinci rüzgar Mikâil'in bin melekle sağ kanatta, üçüncü rüzgar İsrafil'in bin melekle sol kanatta yer almasıydı.
Malik b. Rebia gözlerini kaybettikten sonra şunları söylemişti: "Şayet ben, şu anda sizinle Bedir’e gitsem ve gözlerim de görüyor olsa, meleklerin hangi vadiden çıkıp geldiklerini, hiç şüphe ve endişe etmeksizin size gösterirdim."
Abdullah b. Abbas demiştir ki: "Melekler, Bedir günü dışında herhangi bir günde savaşmamışlardır. Bedir savaşı dışındaki günlerde melekler, müslümanların sadece sayılarını çoğaltmak için onlara katılıyor, destek oluyorlar fakat fiilen vuruşmaya katılmıyorlardı.
Bedir Savaşı’na katılan Ebu Davud el-Mazeni diyor ki: "Ben, Bedir savaşında, boynunu vurmak için bir adamı kovalıyordum. Henüz kılıcım ona dokunmadan, başının önüme düştüğünü gördüm.
Böylece anladım ki, onu ben değil başka birisi öldürdü."
Abdullah b. Abbas anlatır: "Bedir'de babamı Kâ'b b. Amr esir almıştı. Resulullah, Kâb'a "Ey Ebul Yeser, sen bunu nasıl esir alabildin?" dedi. Zira o kısa boylu, Abbas ise iri yarı birisiydi. Ebul Yeser "Bana daha önce ve daha sonra kendisini hiç görmediğim bir adam yardım etti. Onun şekli şöyle, şöyle idi" dedi. Bunun üzerine Resulullah "Şüphesiz ki sana yüce bir melek yardım etti" buyurdu.
✽ ✽ ✽
Evinle helâllaş, hemen çık yola, “Cenge” deyip çık ki, iman kurtula, Böyle günde farzdır, gazâ her kula, Haydi, şanlı asker, uğurlar ola.
Uyuşuk davranma, bu işde, e mi? Takma sakın ruha, o berbat gemi, Gelmiştir gerçekten, hareket demi, Haydi, koş savaşa, uğurlar ola.
Durma git evladım, açıktır yolun, Cenge sığansın o bükülmez kolun, Süngünü tak safın önünde bulun,Uğrun açık olsun, uğurlar ola.
✽ ✽ ✽
Ebu Rafi anlatır: "Ben, Abdulmuttalib’in oğlu Abbas’ın kölesi idim. Bizim eve İslam girmiş, Abbas, karısı Ümmi Fadl ve ben müslüman olmuştuk. Abbas, kavminden korkuyor ve onlara karşı çıkmak istemiyordu. Bu nedenle müslüman olduğunu gizliyordu.
Abbas, kavmine ödünç verdiği birçok mala sahipti. Savaşa gitmeyenler, yerlerine başkalarını gönderiyorlardı. Bu nedenle savaşa katılmayan herkes yerine bir adam göndermişti. Ebu Leheb de Bedir Savaşı’na katılmamış, yerine Hişam'ın oğlu el-Asi'yi göndermişti. Bedir'de Kureyş’in mağlup olduğu haberi Ebu Leheb'e, ulaşınca Allah onu zelil düşürdü, rüsvay oldu. Biz ise, kendimizi güçlü ve aziz hissetmeye başladık.
Ben bünyesi zayıf biriydim. Zemzem odasında ok yapardım. Bir gün odada oturmuş ok yapıyordum. Yanımda da Ümmü Fadl oturuyordu. Gelen haberlerden dolayı sevinçliydik. O sırada Ebu Leheb şerli bir şekilde çıkageldi. Sırtı benim sırtıma dönük oturdu.
Bu şekilde otururken halktan bazıları "İşte Ebu Süfyan geldi" dediler. Ebu Leheb "Hele buraya gel. Hayatım hakkı için gerçek haberler sendedir" diyerek onu çağırdı. Ebu Süfyan gelip Ebu Leheb’in yanına oturdu. Halk başlarına toplanmıştı. Ebu Leheb "Yeğenim söyle bana, mesele nasıl oldu?" dedi. Ebu Süfyan "Vallahi biz o insanlarla karşılaştık. Sanki onlar omzumuza binmişlerdi. Bizi diledikleri yerlere sürüp götürüyorlar, dilediklerini de esir alıyorlardı. Allah'a yemin olsun ki böyle olduğu halde içimizden hiçbirini kınamadım. Zira biz, gökle yer arasını dolduran alaca atlar üzerindeki beyaz tenli adamlarla karşılaştık. Vallahi bunlar hiçbir şey bırakmıyorlar, hiçbir şey de onlara karşı gelmiyordu" dedi.
Ebu Rafi diyor ki: "Bunun üzerine dayanamayıp odanın perdesini kaldırarak dedim ki: "Vallahi bunlar meleklerdir." Ebu Lehep sinirlendi, bana bir tokat attı. Ümmü Fadl da 'Efendisi yok diye nasıl sahipsiz bulup vurursun' diye kızdı, elindeki yayı Ebu Leheb'in başına geçirdi. Ebu Lehep eliyle kanayan başını tuta tuta gitti. O yaradan hastalandı, bir hafta hasta yattıktan sonra öldü. Ben onu, bu savaş haberinin üzüntüsü öldürdü, diye düşündüm.
Allah yetmez mi? Tevekkül...
✧ İnsanların en kuvvetlisi olmak isteyen Allah (cc)’a dayansın. Hadis-i Şerif
✧ Tevekkül, ubudiyette bedeni devreden çıkarıp kalbi rububiyete bağlamak ve miktar-ı kafi şeyle yetinmektir.
✧ İşi Allah (cc)’a havale edersen rahata ve selamete erersin.
✧ Tevekkül hayatı bir güne indirip yarın endişesinden kurtulmaktır. Ebu Bekir Dekkak
✧ Beyazıd-ı Bestami’ye ‘Ne ile Allah’a vasıl oldun?’ diye sordular, şu cevabı verdi:
- Dünya esbabını topladım, doğruluk mancınığına koydum. Ye’s denizine atıp rahat ettim.
✧ Allah bir kapıyı açmadan bir kapıyı kapamaz. Hâfız-ı Şirâzî
✧ İmanın doruk noktası Allah’ın hükmüne sabır, kaderine rızâ, tevekkül, ihlâs ve teslimiyettir. Ebu'd Derda
✧ Tevekkülün en aşağı derecesi, düşünce ve boş ümitleri terk etmektir. Orta derecesi, ihtiyarı terk etmektir. En üstün derecesi, orta dereceye yükselenlerin anlayabileceği bir mertebedir. Sehl
✧ Tevekkül gösterenlere Allah (c.c.) üç şey ihsan eder:
1- Gaybı keşfetme
2- Müşahede
3- Kurb-i Hakk
Belagat
✽ " اِذْ تَقُولُ O vakit sen diyordun" buyruğunda muzari fiil kullanılması, olayın zihinde canlandırılması, tecessüm suretiyle anlatılmak içindir.
✽ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ "Size yetmez mi?' İstifhâm-ı inkarîdir. Yardımın yeteceğini ifâde eder. Azlıkları, zayıflıkları ve düşmanın çokluğu sebebiyle, zaferden ümidi kesmiş kimseler gibi olduklarına işaret ve tariz için, fiil olumsuzluğu tekid eden لنَْ edâtıyla beraber gelmiştir.
✽ 'اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ' 'Rabbinizin size yardım etmesi' ifadesinde 'Rabb' kelimesinin muhatap zamirine muzaf olması, onlara verilen önemi göstermektedir, muzaf ve muzafın ileyhin şanıdır.
✽ Ayet-i kerimede كُمْ zamiri üç kez tekrar edilmiş, hem terdit hem de kulağa hoş gelen reddül aciz alessadri.
✽ 'Üç bin melekle' buyruğundan sonra, 'İndirerek-مُنْزَلِينَ ' buyrulması, itnabtan tekit ifade eden iygaldir.