Sureler

Göster

Âl-i İmrân Sûresi 128. Ayet

لَيْسَ لَكَ مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَاِنَّهُمْ ظَالِمُونَ

128- Senin bu hususta yapacağın bir şey yok. Allah onları ya bağışlayacak yahut cezalandıracak, onlar gerçekten zalimdirler.


Uhud Savaşı'ndan bir kesit... İbret dolu, hikmet dolu bir kesit... Savaş bitmiş, müslümanlar şehitleri defnetmek üzere savaş alanına dönüyorlar. Yetmiş şehit verilmiş...

Efendimiz'in iki kılıçla savaşan samimi amcası Hz. Hamza da şehitler arasında. Vücudu paramparça kesilmiş, ciğeri çıkarılmış, müsle yapılmış yani burnu, kulakları kesilmiş vaziyette. Efendimizin yüreği cayır cayır yanıyor. 'Ben de onlardan intikam alacağım' gibi sözler söyleyip beddua etmeye yelteniyor. Cenâb-ı Hak bu ayeti indiriyor. Efendimize  mani oluyor.

Çünkü onların arasında başta Halid b. Velid olmak üzere müstakbel müslümanlar vardı. Halid b. Velid ki; arkadan dolanıp okçuların azalmasından istifade ederek, savaşı yeniden başlatmış, müslümanların mağlup olmasına sebep olmuştu. Ama kader-i ilahi ilerde müslüman olacak ve keskin kılıcıyla muzafferiyetler kazanacaktı. Bu yüzden onun gibi içlerinde geleceğin müslümanları olduğundan, onlara beddua edilmesini Allahu Teala istemedi.
 

Senin bu hususta yapacağın birşey yok.

Bir işten men etmek, men edilen şeyin yapıldığını göstermez. Çünkü Allahu Teala, Hz. Peygamber'e "Eğer şirk koşarsan, andolsun ki amellerin boşa gider" (Zümer, 65) demiştir. Halbuki Peygamber  hiç şirk koşmamıştır.
Bu men etmede çeşitli hikmetler vardır:
  1. Amcası Hz. Hamza'ya öldükten sonra işkence edilmesi, müslümanların öldürülmesi gibi şiddetli hüzün ve büyük kızgınlıklara sebep olabilecek hadiseler meydana gelmişti. Kızgınlık, insanı uygun olmayan söz ve fiillere sevk edebilir. Gördüğü nahoş durumlar, Hz. Peygamber'i , zatına yakışmayan söz ve fiillere sevketmesin diye, ismetini takviye ve temizliğini te'yid için, Allahu Teâlâ O'nu bu âyetle men etmiştir.
  2. Allahu Teâlâ nebisine, efdal ve evlâ olanı seçme yolunu göstermektedir.
  3. Hz. Peygamber  onlara lanet okuma hususunda Rabb'inden izin istemiş, Allahu Teala da bu âyette, onu bundan nehyetmiştir.
  4. Ayetin maksadı; Allahu Teala’nın izni ve emri olması durumu hariç, Hz. Peygamber'i  her söz ve fiilden men etmektir. Çünkü en mükemmel kulluk derecesi budur. Bu men etme, kulun acziyyetini ortaya koymak, Allah'ın mülk ve melekûtu hakkındaki inceliklere ve sırlara dalmamasına tembihtir.
  5. Allahu Teala, bazı kâfirlerin tevbe edeceğini biliyor, o tevbe etmese bile, ondan müslüman, itaatkâr ve müttakî bir çocuğun doğacağını biliyordu. Peygamber  bu kimselere beddua ettiğinde eğer onun duası kabul olursa, böyle bir gaye elden kaçırılmış olurdu. Eğer kabul olunmazsa, bu Hz. Peygamber'e önem vermemek gibi olurdu. Bundan dolayı Rabbi, Hz. Muhammed'i  lanet etmekten men etmiş, ona her şeyi Allah'ın ilmine havale etmesini emretmiştir.
Ayet-i kerimenin, önceki ayete atıf olması da mümkündür. Takdiri ise; "Kâfirlerin ileri gelenlerini kessin, yahut onları tepesi aşağı getirsin, yahut onların tevbesini kabul buyursun veyahut da onlara azap etsin" şeklindedir. "İşten hiçbir şey sana ait değildir" buyruğu, matuf ile matufun aleyh arasına girmiş olan bir söz olur.
 

Uhud Hezimeti

İki ordu savaşa mübareze şeklinde başladı. Önce müşriklerden Ebu Âmir, on beş adamıyla birlikte meydana çıktı ve Müslümanlara meydan okudu. Müşr iklerin sancaktarı Talha b. Ebi Talha öne çıktı. Müslümanlardan da Hz. Ali ona karşı çıktı. Vuruştular Hz. Ali Talha'yı bir hamlede yere serdi. Bunun üzerin e Talha'nın kardeşi Osman ileri atıldı. Ona da Hz. Hamza cevap verdi ve onu da bir hamlede öldürdü.

Bundan sonra her iki taraf birbirine girdi ve umumi bir savaş başladı. Saflar birbirine girmiş şiddetli bir vuruşma başlamıştı. Bütün İslam kahramanları akıllara durgunluk verecek kahramanlıklar gösteriyor, düşmanı perişan ediyorlardı. Resulullah'ın elinden kılıcı alıp, bunun hakkını yerine getireceğini vaad eden Ebu Dücâne de savaşıyordu. Karşısına kim çıktıysa onu öldürdü. Savaşın başlamasıyla birlikte 18 müşrik öldürülmüştü.

İslam ordusu içinde en gözde kahraman Hz. Hamza idi. Hz. Hamza Bedir Savaşında Ebu Süfyan'ın karısı Hind'in babasını, kardeşini ve oğullarından birini öldürmüştü. Bundan dolayı Hind, Hz. Hamza'ya karşı müthiş bir kin besliyor ve onu öldürtmek için fırsat kolluyordu.

Hz. Hamza'yı Cübeyr b. Mut'im'in kölesi Vahşi şehit etmişti. Vahşi Habeş usulü mızrak atmakta çok usta idi. Cübeyr ona şöyle demişti: Eğer Muhammed'i öldürürsen atlarımızın yularları senin olur. Ali b. Ebi Talib'i öldürürsen sana hepsi de iri, siyah gözlü yüz deve veririz; eğer Hamza'yı öldürürsen hür olacaksın.

Vahşi şöyle dedi: "Muhammed'in Allah tarafından bir koruyucusu vardır, kimse ona ulaşamaz. Ali'ye gelince, onun karşısına kim çıktıysa onu öldürmüştür. Hamza ise kahraman birisidir. Bununla birlikte rast gelip onu öldürebilirim."

Hind ise Vahşi'nin yanından geçtiği her seferinde şöyle diyordu: "Ey Ebu Deseme, hem sen kendin rahat et, hem başkasını rahatlat." Bunun üzerine Vahşi bir kayanın arkasında Hz. Hamza'ya pusu kurdu. Hz. Hamza da müşriklerden bir topluluğa hamle yapmıştı. Kahramanca dövüşüyor, iki eliyle tuttuğu kılıcıyla müşrikleri kırıp geçiriyordu. Tek başına otuz müşrik öldürmüştü. Yaptığı hamleden geri dönünce Vahşi'nin yanından geçip gitti. Bu sırada Vahşi mızrağını ona attı ve karnına isabet ettirdi, Hz. Hamza şehid oldu.

Vahşî bununla da yetinmedi. Hind’in gönlünü yapmak için Hz. Hamza'nın göğsünü yardı, ciğerini de alıp ona götürdü. Üzerindeki kıymetli eşyaları başardığı bu büyük işten dolayı Vahşî’ye çıkarıp veren Hind, intikam hırsıyla bu aziz şehidin ciğerini çiğnedi. İntikam hırsı bununla da dinmeyince, bizzat Hz. Hamza’nın başına vardı; burnunu, kulağını kendine bilezik, halhal yapmak niyetiyle kesti.

İbn-i Kamia denilen kâfir, bir ara atlı olduğu halde Efendimiz'e  yaklaştı: “Bana Muhammed’i gösterin! O, kurtulursa, ben kurtulmayayım” diyerek haykırıyordu.

Hz. Mus’ab, mücahidlerden birkaç kişi ve Nesîbe Hatun ile İbni Kamia’ya karşı çıktı. İbn-i Kamia, Resûlullah'ı  korumaya çalışan Hz. Nesîbe’nin omuzuna bir kılıç darbesi indirdi. Nesîbe Hatun da, cesurca ona bir çok darbeler indirdi. Fakat müşriğin üzerinde iki kat zırh bulunduğundan darbeleri pek tesir etmedi.

İbni Kamia, önüne çıkan Hz Mus’ab’ın sağ elini bir kılıç darbesiyle kesti. Hz. Mus’ab İslâm'ın izzet ve şeref sancağını sol eline aldı. İbni Kamia bir kılıç darbesiyle sol elini de kesti. Bu sefer Hz. Mus’ab sancağı kollarıyla tutup göğsüne bastırdı. O anda tek gayesi, bu zındığın Resûlullah'a  ulaşmasına mâni olmak ve İslâm sancağını yere düşmekten korumaktı. İbni Kamia bu sefer mızrağıyla vücûdunu deldi. Hz. Mus’ab artık dayanamayıp yere yıkıldı. Böylece o da şehâdet şerbetini içenler arasına katıldı.
Hz. Mus’ab, şehid düşünce, Peygamber Efendimiz sancağı Hz. Ali’ye verdi. Hz. Ali, çarpışmaya gidince de, sancağı sonuna kadar Ebû'r rum taşıdı.

Mus'ab b. Umeyr de şehit edilince Hz. Peygamber sancağı Ali b. Ebî Talib'e verdi. Fakat savaş bütün hızıyla devam ediyor, Müslümanlar  ilerliyorlardı. Hz. Ali ve Ebu Dücane'nin şiddetli saldırışları müşrikleri perişan ediyordu. Talha'nın elinden sancak düştü. Önce oğlu, daha sonra kardeşi aldı. Düşman nerdeyse hezimete uğramıştı. Bu durumu gören bazı Müslümanlar, düşman takibini bırakıp ganimet toplamaya başladı. Resulullah'ın  "Yerinizden asla ayrılmayın" diye tenbih ettiği okçular da, düşmanın mağlup olmakta olduğunu görün ce, ganimet toplamak için yerlerini terkettiler. Başlarında bulunan Abd ullah b. Cübeyr onlara, Resulllah'ın  tenbihini hatırlattı ise de dinletemedi. Yan ında beş on kişi kaldı.
 

Ya onların tevbesini kabul eder, yahut azap eder.

Cenâb-ı Hakk insanlarda tevbeyi halk eder. Yaptıkları şeye karşı insanlarda pişmanlık hissi ve gelecekte de aynı şeyleri bir daha yapmama hususunda bir azim yaratır.
Ayette zikredilen azabtan murad; öldürmek ve esir almak gibi dünya azabı ya da ahiret azabıdır.
 

Çünkü onlar zalimlerdir.

Bu zalimler, kafirlerdir. Şirk zulümdür, bu nedenle kafire zalim ismi verilmiştir. Hz. Peygamber'i  kafirlere bedduadan men etmek için böyle buyruldu, 'Onlara beddua etme, zalim oldukları için zaten cezalarını bulacaklardır' demektir.

Veya bu zalimler, Hz. Peygamber'in  emrine muhalefet eden müslümanlardır. Onlara zalim dendi, çünkü Allah'a asi olan herkes kendisine zulmetmiştir. 'Onlara beddua etme, çünkü onlar nefislerine zulmetseler de aslında müminlerdir' demektir.

'Çünkü onlar zalimdirler' ifadesi, farklı bir açıdan zalimin tanımını vermektedir. Sadece farklı inanca sahip olmalarından dolayı insanları yurtlarından çıkarmak yetmiyormuş gibi, bir de onlarla savaşmak zulüm; bunu yapanlar ise zalimdir.

      ✽      ✽      ✽ 

✧ Kulların birbirlerine karşı işledikleri suçlar kendileri için bir zulümden ibarettir. İmam-ı Âzam

✧ Sana devamlı cefa eden seni reddetmiş sayılır. İmam Şafi

✧ Zulmün iki öğesi vardır. Biri zalim, diğeri mazlum. Zalim zulmettiği için zalimdir. Mazlum ise zulme rıza gösterdiği için. Hz. Ali

✧ Mazlumlaşarak zalimin zulmünü arttırmayın.

✧ Bin zulme uğrasan da, bir zulüm yapma.  Hz.  Ali

      ✽      ✽      ✽ 

   Yokuşa akmaktan usanır sular,
   Arklar tersine döner.

   Dişlilerin dişi kırıldığında,
   Çarklar tersine döner.

   Zalimin elinde birgün,
   Utancından gerilir yaylar
   Oklar tersine döner… (B. Yazgan)

 

Sebeb-i Nüzulü

  1. Uhud'da Resulullah  yaralanmış, dişi kırılmış, yüzü yarılmıştı. Miğferinin halkası yanağına gömülmüştü. Dizleri de yaralanmıştı. Ebu Huzeyfe'nin azatlısı Salim, Resulullah'ın  mübarek yüzündeki kanları yıkıyor, Resulullah da  şöyle diyord u: "Peygamberlerine bunu yapan bir topluluk nasıl kurtuluşa erer?" Hem böyle söylüyor, hem de dûa ediyordu, Bunun üzerine bu ayet-i kerim e nazil oldu.
  2. Nebi , Ebu Süfyan, Safvan b. Ümeyye ve Hars b. Hişam gibi Uhud Savaşı'nda şirk saldırısına komuta eden bazı Kureyş liderlerine lanet ediyordu. Ayet bunun üzerine nazil oldu.
  3. Âyet, Hz. Hamza hakkında nazil olmuştur. Hz. Peygamber , savaş meydanında Hz. Hamza'nın cesedine müşriklerin yaptığı işkenceleri görünce "Yemin ederim ki ben de onlardan otuz kişiye işkence yapacağım" demişti. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.
  4. Bir diğer tefsire göre ise, onlara beddua ederek, "Allahım! Onlara gazabını şiddetli kıl. Allahım! Yılları Yusuf'un yılları gibi olsun. Allahım! Zayıf-yoksul müslümanları onların elinden kurtar" (Bir kısım Kureyş liderleri kendi yakınları olan müslümanları tutuklamış, onlara işkence ederek hicret etmelerine engel olmuşlardı) demesi üzerine nazil olmuştur.
  5. Nebi , müslümanlardan bir topluluğa düşmanlık eden ve onlardan bazılarını yakalayan Lihyan, Ra'l, Zekvan, İsye kabilelerine, bu yaptıklarından ötürü beddua etmiştir. Ayet bunun üzerine nazil olmuştur.
Buharî'nin rivayeti ise şöyledir: Resulullah  sabah namazında kıraati bitirdikten sonra tekbir getirir, başını kaldırır ve "Semiallahu limen hamiden, Rabbena lekel hamd" dedikten sonra ayakta şöyle derdi: "Allahım el-Velid b. Velid'i, Seleme b. Hişam'ı, Ayyaş b. Ebi Rebîa'yı ve müminlerin mustaz'af olanlarını sen koru. Allahım, Mudar üzerindeki sıkıntı ve azabını daha da artır ve sen bu yılları onlar için Yusufun (yedi kıtlık) yılları gibi yap. Allah'ım Lihyân'a, Rit’e, Zekvân'a, Allah'a ve Rasulüne isyan eden Usayya'ya lanet et." Daha sonra bu ayet-i kerime nazil olunca bu bedduayı bırakmıştır.
  1. Âyet, Peygamber 'in emrine muhalefet eden ve mevzilerini terk eden müslüman okçulara lanet etmek istemesi sebebiyle nazil olmuştur.
  2. Peygamber , emrine muhalefet eden, bozguna sebep olan ve kendilerine beddua ettiği müslümanlar için istiğfar dilemek istemişti, bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Belagat

✽ 'Senin bu hususta yapacağın bir şey yok' cümlesinde beddua edemezsin, anlamında kinaye vardır. İbtida-i kelam, faide-i haberdir. Çünkü Efendimiz'e bu konuda bilmediği bir husus söylenmektedir.

اَوْ✽ 
 atıf harfi ayette iki kere geçmiştir. Yahut, veya, ya da anlamında olmakla beraber, çeşitli manalar ifade ettiği de olur:
- İki şeyden birini seçmek
- Bir şeyin şüpheli olduğunu ifade eder.
- Bir şeyin kapalı, müphem olduğunu ifade eder.
- Taksimlerde kullanılır. Kelime ya isim, ya fiil ya da harf olur. Bu ayette olduğu gibi.
اِليَ - anlamında
اِلَّ anlamında
'Bazen, bazen' anlamında.

✽ 'Azap eder' ile 'tevbelerini kabul eder' arasında tezat tibakı vardır.

✽ 'Şüphesiz onlar zalimlerdir' cümlesi itnabtan iygaldir.

✽ Delalet-i tazammuniyesi ile, Resulullah'ın emrine uymamanın hakkı yerine koymamak olduğunu, hem kendine hem de peygambere karşı bir zulme girdiğini bildirir.