Ayet-i kerime bir önceki ayeti açıklayıp tekit etmektedir. Af veya azap Allah'ın iradesidir. Kendi mülkünde, kendi kullarına istediği gibi muamele eder. Kimse O'na müdahale edemez. Dilediğine azap eder, dilediğine mağfiret eder. Biz bunun hikmetini bilmekten aciziz. Bildiğimiz tek şey rahmetinin gazabını geçtiğidir.
لِلّٰهِ deki
ل birçok manalara şumullüdür. Bunlardan bazıları, talil, tahsis, temlik, dönüşlülük, istila, istihkak, mülkiyet manalarıdır. Bu manaların ışığında şu anlamları fark edebiliriz:
Cenâb-ı Hak, olmuş, olacak her şeyin müsebbibidir. Her şey O'na mahsus, O'na hastır. Mülkün, mülkiyetin tasarrufu O'nundur. O herşeyi değiştirme gücüne sahiptir. O'nun gücü, ilmi, iradesi, tasarrufu her şeyi istila edip kuşatmıştır. Her durumda hak sahibi olan O'dur.
'Arz' ile 'sema' kelimeleri arasında bulunan atıf harfi aralarındaki irtibatı gösteren bir vasıldır. Yerde gökte ne varsa Allah'ındır. Onlarda istediği gibi tasarruf eder. Günleri insanlar arasında devir daim eder. Kimini yükseltir, kimini alçaltır, kimine verir, kiminden alır, kimini affeder, kimine azap eder. Mülkün sahibi O'dur.
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır.
İnsan nereye bakarsa, şu olağanüstü evrende Allah'ın ayetleri ile karşılaşacaktır. Kocaman cisimleriyle, akıl almaz boyuttaki galaksileri ile, yörüngeleri ile şu gökler, uzay boşluğuna fırlatılmış birer tanecik gibidirler. Gök cisimleri kendi yörüngelerinde kesintisiz, dikkatle ve ahenkle döner... Göz bu ahengin seyrine doymaz. Kalpler bu ahengi düşünmekten bıkmaz...
İnsana göre son derece geniş görünen ama büyük yıldızlara, içinde kaybolduğu uzaya göre bir zerre, bir toz gibi duran şu yeryüzü... Yüce Allah'ın yeryüzüne yerleştirdiği hayatın meydana gelişine, devamına ve çeşitlenmesine elverişli birbiriyle bütünleşmiş, ahenk oluşturmuş özellikler... Bu özelliklerden biri yok olsa, değişse yeryüzünde hayatın meydana gelmesi ve sürmesi mümkün olmayacaktır.
Yeryüzündeki canlı-cansız her varlık bir ayettir. Küçüğü ve incesi de tıpkı büyüğü, kocamanı gibi ayettir. Şu koca ağaçtaki veya şu küçücük bitkideki yaprak, biçimi, hacmi, rengi ve kendine özgü duyu organları bakımından ayettir. Evrenin düzeni içinde üstlendiği rol ve yapısı bakımından ayettir. Hayvan ya da insanın bedenindeki şu tüy, kuşun kanadı, yapısının temel maddesi, uyumlu yapısı ve görevi bir ayettir... İnsan şu yeryüzünde veya gökyüzünde nereye bakarsa baksın binlerce ayet görecektir. Bu ayetler aracısız onun kalbine, kulağına ve gözüne kendi varlıklarını duyuracaklardır.
Alemde rastgele, körü körüne hiçbir hadise yoktur. Her hadisemutlaka O'nun müsaadesi ile olur. İnsan bir vali-i Âzam'ın idaresi altında, bütün ahvali ölçülü ve hesaplı, sicili muntazam, varlığının önü ve sonu arasında görüp geçeceği duraklar belli bir şahıs olduğunu bilmeli ve O'na karşı sadakatsızlıktan, vazifesini kötüye kullanmaktan sakınmalıdır.
Gökler ve yer
Mevsimlerin sürekliliği, gece ile gündüzün birbirini izlemesi, güneş, ay, yıldız ve gezegenlerin kendi yörüngelerinde hareket etmeleri, atmosfer tabakasının kalınlığı, gökyüzünde bir düzeninin olduğunu gösterir. Üstünde yaşadığımız dünya o kadar düzenli dönüyor ki, onun dönüşü ile gece ve gündüzün başlayıp bitme saatlerinde bir saniyelik bir gecikme bile olmuyor. Uzayla uğraşan bilim adamları özel bir teknikle yarım milyar yıldız tespit etmişlerdir. Saniyede bir yıldız hesabıyla bunları saymak istersek tam yüz yıl boyunca gecelerimizin tamamını buna ayırmak zorunda kalırız. Ne muhteşem gökyüzü değil mi? Bunlar görünenler. Ya görmediklerimiz?
Ayaksız bir yılana, akrep gibi küçük bir zararlı haşerata mağlup olan insana, bir kurttan ipek giydiren, zehirli bir böcekten balı yediren insanın iktidarı değil, yaratıcının ikramıdır. Her bahar bütün ağaçlar huriler gibi harikulade elbiseler giyer. Rahmet-i ilahi yeryüzüne davet ettiği misafirlerine rengarenk sofralar kurar.
Sofranın hazır edilmesi için 'Çiçekler açın, böcekler uçun, rüzgarlar esin' emirlerini insan veremez. Bu ikramlar, dünyayı döndürüp, gece ve gündüzü getiren, yeryüzünü muhteşem bir saray suretinde yaratıp ona güneş avizesini, ay takvimini asan Allah'ın emri ile yapılmaktadır.
Yok pahasına aldığımız bir elma Cenab-ı Hakk'ın mülkü olmayıp, insan onu laboratuarda yapabilseydi, milyon lira versek bir elmayı yiyemezdik. Bir elmayı yapabilmek şöyle dursun, hammaddesi toprak ve hava olan ağaç fabrikasını pek çok yönüyle keşfedip anlayamamışızdır.
Elma ağacı kökleri vasıtasıyla azot bakterilerini alır, havadan aldığı karbonla glikozu yapar. İçinde insanın günlük ihtiyacı olan C vitamini vardır. C vitamini çok dayanıksız olduğu için, onun bozulmasını engelleyen iki değerli demir de içine derc edilmiştir. Bu C vitaminini koruyan bol miktarda asit, midede sindirimi rahatsız edici etki yapar. Bunun için de elmanın içine ayrıca karbonat konulmuştur.
İlahi kudret herbir meyveye mucizevi bir mühür vurmuştur. Bu mühür kainatın sanatkârını bildiren, vahdaniyet mührüdür.
Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder.
Alemdeki her şey O'nun dilemesi ile olur. Büyük-küçük, az-çok, hayır-şer O'nun dilemesi iledir. O dilemedikçe kimse hastalanmaz, kimseye bir musibet dokunmaz. O istemedikçe tüm kainat bir araya gelse bir zarar veya fayda veremez. Olmasını istediği şey de mutlaka olacaktır.
Azabı ve bağışlaması da dilemesi iledir. Kimse O'nu hiçbir şeye mecbur edemez, hak talebinde bulunamaz. Ancak bu dilemeyi -haşa- hiç bir zaman adaletsizlik, zulüm olarak tecelli ettirmez. Kullarına verdiği cüzi iradeyle, onların tercihlerine göre meşiteini harekete geçirir. Kendisine itaat edenler için bağışlamasını, isyan edenler için de azabını gerçekleştirmeyi diler.
Kulun anlayıp, iman etmesi gereken ince husus; bu dilemenin O'nun yüceliğinden, kereminden bir zorlama, cebr haline dönmediğidir. İstese kimseyi imtihan etmez, ilm-i ezelisi ile zatına malum olduğu gibi, isyan edenleri cehenneme, itaat edecekleri de cennetine alırdı. Bunu yapmamakla beraber, yapma kudreti, yetkisi O'na aittir.
Allah Gafur ve Rahim'dir.
Allah'ın rahmeti geniş, mağfireti bol, nimetleri ve bereketi çoktur. Bütün kullarına müsamahası sınırsızdır.
Rahmetinin bir eseri olarak; özü-sözü, içi-dışı bir, akıllı, masum, halim-selim, mümtaz şahsiyetleri; Peygamberleri derin anlayışları ile ümmetlerine göndermiştir.
Asilerden intikam almakta acele etmez. Kullarının binbir çeşit edep ve saygı dışı hallerini görüp dururken, müşrikler kendisine iftira atıp dururken, onları yine naz ve nimet içinde yaşatır. Tahsisatlarını hemen kesmez, bu sırada tevbe ederlerse kabul eder, suçlarını bağışlar.
el-Gafûr (c.c.)
Gafur ismi, ‘ğafera’ kökündendir. Bu kelimenin aslı örtmek, perdelemek anlamına gelir. Bu yüzden savaşta başı darbelerden korumak için giyilen şeye ‘miğfer’ denilmiştir. Başı örten bez parçasına da ‘Ğaffare’ denir. Bu kelime, yaraların üzerine sürülen ve yaraların iyileşmesini sağlayan bir bitkinin de adıdır.
‘el-Ğafur’ ismi şerifi, Allah’ın mağfiretinin çok geniş ve rahmetinin sonsuz olduğunu ifade eder. Af, günahın silinmesini; ğafr ise silinen günahın yerine nuru yerleştirmek ve kulun kusurlarını örtmek anlamını hissettirmektedir. Ğafur, çok bağışlayan, örten anlamında mübalağa ifade eder. Çünkü Allah, kullarını sadece bir kere değil defalarca bağışlar. O’nun bağışlaması sayılmaz.
Allah (
ﷻ)’ın mağfireti o kadar çoktur ki, şeytan bile ümitlenir, barış umar. Mağfiret, Cenab-ı Zülcelal’in bağışlamasıdır. Kulun kusuru dağları aşsa onu yine saklar, üzerine bir perde örter. Meydana çıkarıp da onu rezil ve rüsva etmez.
Yüce Allah’ın bu keremiyle insanların halleri hep gizli kalır ve böylece cemiyet hayatı sürüp gider. Bu sayede insanlar birbirini sever, biri diğerine kucak açar, el uzatır. İnsanın gönlündeki düşünceler aşikar edilse, herkes birbirinden kaçardı. Bütün bunların gizlenmesi Allah’ın kullarına büyük bir lütfudur.
Padişah, geda, güzel, çirkin, zengin, fakir, kadın, erkek, hasta, sağlam, genç, ihtiyar herkes Allah’ın rahmetine, affına ve mağfiretine muhtaçtır. O’nun rahmeti olmadan kimse cennete giremez, O’nun keremi olmadan da kimse cehennemden kurtulamaz.
Kula düşen; Allah'ın ahlakıyla ahlaklanıp, karşılaştığı hataları affetmesidir.
Olgunluk; kusurları büyütmemektir. Her şeye kızdığımız, affetmediğimiz ve yargıladığımız için toplum içinde, eşler arasında, akraba ve komşular arasında fındık kabuğunu doldurmayacak meselelerden nice fitneler ortaya çıkıyor. Kusur örtmek yüce Allah’ın vasıflarındandır.
er-Rahîm (c.c.)
Rahîm; çok çok merhamet edici. Verdiği nimetlere şükredenlere ve kendisine iman edenlere daha büyük, ahirette de sadece müminlere rahmetle, merhametle muamele edici.
‘er Rahim’ ismi mahlukattan daha çok irade sahipleri için ilahi rahmeti ifade eder. Beşerden başka her mahluk, kendisi için tayin edilen huduttan dışarı çıkamaz, o hudutlar içinde nimetlerden faydalanırken, iradesi olan insanlara terakki imkanı bahşedilmiştir. İnsan burada cennete gül dikebilir. Yaptığı güzel amel ve hareketler mukabilinde ona cennet vardır.
Gönlünden tam bir ihlasla ömründe bir defa ‘La ilahe illallah Muhammedun Resulullah’ diyen bir kimse, günahı olsa bile netice itibariyle ve Allah’ın rahmetiyle cennete dahil olacaktır. İşte bu, erRahim isminin bir tecellisidir.